SÜREĞEN HASTALIKLAR-1

BÖLÜM I

 

I.1. GİRİŞ

 Hastalık, gelişmekte olan birçok çocuğun yaşamında çok sık rastlanan çocuğu ve ailesini daima strese sokan önemli durumlardan birisidir (Gökler, 2004). Süreğen hastalık ise, uzmanlara göre en az üç ay, sıklıkla da ömür boyu süren ve tam olarak tedavisi mümkün olmayan hastalıkları tanımlamak için kullanılır. Süreğen hastalık kavramı ile ilgili olarak alan yazında birçok tanım bulunmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri Özürlü Bireylerin Eğitimi Yasasında (1996), sağlık yetersizliği olan çocuklar için; çocuğun eğitim performansını etkileyen çeşitli akut (birden bire ortaya çıkan) ve kronik (sürekli) hastalıklar nedeni ile sınırlı güce, yaşam süresine ya da harekete sahip olan bireyler olarak tanımlanmaktadır (Culatta ve Tompkins, 1999; aktaran Ersoy, 2001). T.C. Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliğinde (2006) süreğen hastalığı olan birey; sürekli ya da uzun süreli bakım ve tedavi gerektiren hastalığı nedeniyle özel eğitim ve destek eğitim hizmetine ihtiyacı olan birey, olarak tanımlanmaktadır.

I.2. Süreğen Hastalıkların Yaygınlığı

            Süreğen hastalıkların çocuklar arasında yaygınlığı ile ilgili veriler farklılık göstermektedir. Bazı çalışmalarda %30 gibi yüksek bir orandan söz edilirken bu hastalıkların genellikle çocukların %10’unu etkilediği tahmin edilmektedir (Kelly ve Hewson, 2000 aktaran Ilgın, 2002).

 Türkiye Özürlüler Araştırmasına (2002) göre ülkemizde 0–19 yaşları arasında süreğen hastalığı olan altı yüz doksan sekiz bin dört yüz altı çocuk bulunmaktadır. Araştırma sonuçlarına göre süreğen hastalığı olan 0–19 yaş arasındaki çocuklarda yığılma 0–9 yaşlar arasında görülmektedir. Ülkemizde süreğen hastalığı olduğu tahmin edilen yaklaşık yedi yüz bin çocuk bulunmaktadır. Bu çocuklar çeşitli etkenlere bağlı olarak sosyal psikolojik ve çevresel sorunları hastalığın beraberinde yaşamaktadırlar. Ülkemizde ailelerin çocuğa verdiği yüksek değer göz önüne alındığında bu durum çocuklarla birlikte anne-baba, kardeş akrabaları da birinci dereceden etkilemektedir.

I.3. Süreğen Hastalıkların Nedenleri

 Baykan’a (2000) göre süreğen hastalıkların nedenleri üç ana grupta toplanabilir. Bunlar; doğum öncesi nedenler, doğum sırasındaki nedenler ve doğum sonrası nedenlerdir.

I.3.1. Doğum Öncesi Nedenler

Doğum öncesi nedenleri altı başlık altında toplanabilir (http://www.politics .ankara.edu. tr/~aksoy /esitlik/dagdeviren .doc). Bunlar;

1.      Anne ve babada var olan kalıtsal hastalıklar; anne veya babanın birisinde olan kalıtsal hastalık çocuğun Süreğen hastalıklı olmasına neden olabilir.

2.      Anne ve babanın kan uyuşmazlığı; ülkemizde evliliklerden önce eşlerin kan tahlilleri yaptırmamaları kan uyuşmazlıklarının bilinmemesine neden olmaktadır. Ancak ülkemizde 2005 yılından itibaren nikâh işlemlerinde çiftlerden kan tahlilleri istenmeye başlanmıştır.  

3.      Doğum yaşının annede on yedi den küçük otuz beş den büyük olması; ülkemizde erken yaşta evliliğin özellikle bazı bölgelerde fazla olması ve annenin otuz beş yaşından sonra doğum yapması,  çocukta süreğen hastalığa neden olabilir.

4.      Yetersiz beslenme; önemli bir sorundur, annenin doğumdan önce yetersiz beslenmesi ve bunun sonucunda hamile kalması süreğen hastalığa neden olabilir.

5.      Çok sayıda doğum yapılması süreğen hastalık nedeni olabilmektedir.

6.      Hamilelik esnasında bulaşıcı hastalık geçirme veya annede bulaşıcı bir hastalığın bulunması; annenin hamilelik esnasında bulaşıcı bir hastalık geçirmesi çocuğu olumsuz yönde etkilemektedir ve çocuğun hasta doğmasına neden olabilmektedir. Örneğin AIDS bulunan bir annenin çocuğu bu hastalıktan etkilenebilmektedir.

I.3.2. Doğum Sırasındaki Nedenler

Baykan’a (2002) göre doğacak olan çocuğun hasta ya da özürlü olmasının nedenlerinden bir diğeri de doğum sırasındaki nedenlerdir. Bunlar da beş madde halinde açıklamıştır.

1.      Doğumun bir hastane de ya da sağlık elemanlarınca yapılmaması; ülkemizde doğumların birçoğu hastane ortamlarında yapılmamakta ve doğumlarda yeterli sağlık personeli bulunmamaktadır.

2.      Doğumun erken veya geç gerçekleşmesi; doğumun bazı nedenlerden dolayı erken veya geç gerçekleşmesi (stres, aşırı yoğunluk, korku ileri yaş) doğum sırasındaki süreğen hastalık nedenlerdendir.

3.      Doğum sırasında bebeğin oksijensiz kalması veya bebeğin kanala girmemesi, bebeğin ters gelmesi süreğen hastalık nedeni olabilir.

 4. Bebeğin doğum esnasında travmaya maruz kalması; bu durum daha çok doğum sağlık ekibinin gerçekleştirmediği ya da deneyimli kişiler tarafından yaptırılmayan doğumlarda ortaya çıkar.

  5. Bebeğin düşük kilo ile doğması, annenin hamilelik esnasında yeterli beslenememesi, erken doğum çocuğun düşük kilo ile doğmasına neden olmaktadır.

I.3.3.  Doğum Sonrası Nedenler

Çocuğun doğumdan sonra süreğen hastalığa neden olabilecek olan durumlar Baykan’ın (2005) çalışmasında dört madde halinde açıklamıştır. Bunlar:

1.      Bazı Hastalıklar; çocuğun doğumdan sonra geçirdiği ateşli hastalıklar; menenjit, tüberküloz, zatürree ve havale gibi durumlar çocukta süreğen hastalığa sebep olabilmektedir.

2.      Zehirlenmeler; çocuğun kimyasal ilaçlara maruz kalması tarım ilaçları veya soba zehirlenmeleri gibi durumlar çocukta süreğen hastalıklara sebep olabilmektedir.

3.      Savaşlar; dünyada 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra savaşlarda kullanılmaya başlanan kimyasal silahlar sonucunda çocuklarda kalıtsal ve süreğen hastalıklar görülmeye başlamıştır.

4.      Çocuğun yetersiz beslenmesi; özellikle 0–12 yaş arasında çocukların yetersiz beslenmesi dünyada en önemli sorunların başında gelmektedir. Çocuklar için yetersiz beslenme önemli bir sorun oluşturmaktadır.

I.4.  Süreğen Hastalıkların Çeşitleri, Nedenleri, Tanılama ve Tedavi Yöntemleri

Bu bölümde, Ülkemizde ve dünyada, çocuklarda sıklıkla görülen süreğen hastalıklar, süreğen hastalıkların tanımları, nedenleri, tanılama ve tedavi yöntemleri açıklanmıştır. Amerika Birleşik Devletlerinin California eyaletinde otuz beş bin kişilik bir kayıt örneklemi üzerinde yaptıkları araştırmada kronik hasta çocukların hastalıklarına göre görülme sıklığı şu şekilde rapor edilmiştir.  (Lynch, Lewis ve Murphy 1993: aktaran Sarı, 2004). Bu hastalıklar;1- Kanser, 2- Hemofili, 3- Epilepsi, 4- Diyabet, 5- Astım, 6-Böbrek Yetmezliği, 7- AIDS, 8- Talasemidir. (Akdeniz Anemisi).

I.4.1. Kanser

Vücudun temel yapıtaşı hücrelerdir. Hücreler, kontrollü ve dengeli bir şekilde çoğalarak normal büyüme ve gelişmeyi sağlar. Vücudun herhangi bir yerindeki hücrelerin kontrolsüz bir şekilde çoğalması sonucunda bir şişlik oluşur. Buna tümör denir. Tümörler selim (iyi) veya habis (kötü) olabilir. Selim tümörler bulunduğu bölgeyle sınırlıdır, diğer bölgelere yayılım yapamazlar. Habis (kötü) tümörler ise kaynak aldıkları bölgede büyürler, ayrıca komşu dokulara ve uzak organlara yayılabilir. Habis tümörlere kanser denir. Tüm kanserlerin yaklaşık % 2-4'ü çocuklarda görülür. Çocukluk çağı kanserlerinin görülme sıklığı bir milyon çocukta yüz yirmi kadardır. Buna göre Türkiye'de her yıl iki bin dört yüz yeni çocukta kanseri olgusu beklenmektedir (http://www.saglik-info.com). Dünya da sık görülen çocukluk çağı kanserleri Yıldırım’a (2005) göre lösemi, lenf bezi tümörü, kas tümörleri ve böbrek tümörleridir.

I.4.1.1. Kanserin Nedenleri

Bazı kromozom bozuklukları, doğumsal bazı bozukluklar ve hastalıklar, bağışıklık sistemini bozan hastalıklar, çeşitli virüs enfeksiyonları, radyasyona, bazı kimyasal maddelere maruz kalma benzen, ağır metal, tarım ilaçları, petrol ürünleri, hamilelikte kullanılan bazı ilaçlar, alkol ve ailede kanser olgularının fazla olması özellikle genç yaşta ve belli tip kanserlerinin görülmesi kanserin nedenleri arasında gösterilmektedir (http://www.saglik-info.com/hastaokulu/). Yıldırım 2005’e göre çocukluk çağı kanserlerinin nedenlerini üçe ayırmıştır. Bunlar; kalıtsal faktörler, çevresel faktörler ve sebebi bilinmeyen faktörlerdir.

I.4.2 Kanserde Tanılama ve Tanılamada Kullanılan Yöntemler

Kanser teşhisinde kullanılan tanı yöntemleri; fiziki muayene ve öykü, Nükleer Manyetik Rezonans (NMR), Radyo İzotop Skening, Laboratuar Testleri, Kemik İliği Aspirasyonu, biyopsi (İncelemek üzere canlı doku örneği alma) yer almaktadır (Çavuşoğlu,1992). Aşağıdaki bölümde bu yöntemler hakkında bilgi verilecektir.

I.4.2.a. Fiziki Muayene ve öykü

            Hastanın fiziki muayenesi ve hastadan rahatsızlıkları konusunda bilgiler alındıktan sonra hekimde kanserle ilgili şüpheler uyanırsa hastanın diğer testlere tabı tutulmasına karar verilir.

I.4.2.b. Nükleer Manyetik Rezonans (NMR)

Nükleer manyetik rezonans tanıda kullanılan tekniklerden birisidir. NMR’de iyonize radyasyon kullanmaksızın organların çeşitli görüntüleri elde edilebilir. Genellikle santral sinir sistemi ve kemik tümörlerinin belirlenmesinde kullanılır (Çavuşoğlu,1992).

I.4.2.c. Radyo İzotop Skening

 Radyo izotop skening, çeşitli organların (troit, beyin, akciğer, kemik ve böbrekler) görüntü yardımı ile değerlendirmesidir (Kutluk, 1992). Bu yöntem sayesinde incelenen organlarda ki değişmeler tespit edilir.

1.4.2.d. Laboratuar Testleri

 Hematolojik (kan) rahatsızlıklarından şüphelenildiğinde tam kan sayımı yapılır. Kan hücreleri sayı, büyüklük, maturasyon ve şekil yönünden değerlendirilir. Ayrıca hemoglobin, hematokrit, trombosit ve lökosit (Akyuvar) düzeylerine bakılır (Çavuşoğlu,1992).

 

Tablo I: Lösemi Tanısı Konmuş Bir Çocuğun Kan Değerleri Sonuçları.

Tetkik

Sonuç

Normal Değerler

LWBC (Lokosit)

70

4,00-10,00

LRBC(Eritrosit)

2,72

3,60-3,70

LHGB(Hemoglabin)

07.Ağu

12,1-17,2

LPLT(Trombsit)

63

150-400

 

Tablo I’ de lösemi tanısı konmuş bir çocuğun kan değerleri görülmektedir. Bu testte görüldüğü gibi çocuğun lökosit (beyaz kan hücresi) değerleri normal değerlerin yedi sekiz katı fazladır. Bu değerin böyle çıkması bir çocukta lösemi hastalığı olasılığını arttırmaktadır. Eritrosit, alyuvar veya kırmızı kan hücreleri olarak da adlandırılan bu kan hücreleri vücutta oksijen taşımak için kullanılırlar. Hemoglabin değerleri ise çocuğun kanının vücutta azaldığını göstermektedir. Trombosit kan pıhtılarının oluşumunda görev alan hücre parçalarına verilen isimdir. Diğer değerlerinde oldukça düşük olduğu görülmektedir.

I.4.2.e. Kemik İliği Aspirasyonu

   Kemik İliği Aspirasyonu genellikle lösemi tanılamasında kullanılır. Kemik iliği aspirasyonu arınık (temiz yapılması) gereken bir iştir. İşlemden önce deri güzel bir şekilde temizlenir ve lokal anestezi (sınırlı uyuşturma) uygulanır. Kemik iliği iğnesi hafif döndürülerek sokulur. Böylece işlem yapılır (Çavuşoğlu, 1992). Alınan kemik iliği mikroskopta incelenerek kemik iliğindeki kanserli hücreler tespit edilir.

I.4.2.f. Biyopsi

Özellikle onkolojik kanserlerin tanılaması sadece biyopsi (İncelemek üzere canlı doku örneği alma) ile doğrulanabilir. Genellikle cerrahi müdahale ile normal olmayan doku çıkarılır ya da patolojik inceleme için parça alınır. Biyopsilerin çoğu genel anestezi ile yapılır ( Çavuşoğlu, 1992).

I.4.3. Kanserin Tedavisinde Kullanılan Yöntemler

Kanser tedavisinde kullanılan başlıca yöntemler; Cerrahi, Radyoterapi ve Kemoterapidir.

I.4.3.a. Cerrahi

 Kanser tedavisinde kullanılan en eski yöntemdir. Bu gün kanserden iyileşen hastaların büyük kısmında ilk tedavi olarak yerini korumaktadır. Cerrahi müdahalede kanserli dokunun bulunduğu yer müdahale edilerek kanserli kısım temizlenir (Kutluk, 1996).

I.4.3.b. Radyoterapi

 Radyasyon tedavisi kanser tedavisinde X ışınları, gama ışınları, elektronlar gibi iyonize ışınların kullanılmasıdır. Bu ışınlar kanserli hücreyi tahrip ederek etki etmektedir. Ancak bazı kanser türleri radyoterapiye (ışın tedavisi) duyarlı iken bazı kanser türleri de dirençli olabilmektedir. Radyoterapi esnasında hastaların radyasyonun yan etkilerinden korunması için her kanser türünde değişik tedavi planları uygulanır (Kutluk ve Kars, 1996).

I.4.3.c. Kemoterapi

 Kemoterapi karşı ilaçla tedavi demektir. Bu ilaçlar enjeksyon ve damar yolu ile yapılabilir, bir kısmı ağızdan (tablet, kapsül, şurup veya süspansiyon şeklinde) alınabilir. Kemoterapi ilaçları enjeksiyon olarak en sık damardan, bazen kalçadan ve cilt altına yapılabilir. Kan kanserinde lenf bezesi kanserlerinde, bazı beyin tümörlerinde kemoterapi ilaçları belden, bel suyuna verilebilir (intraketal). Tedaviler çok sıksa, damar yolu zor bulunursa, santral venöz kateter denilen özel aletler takılabilir. Kateterlerin tamamen cilt altına (port kateter) yerleştirilen tipleri, ayrıca uçları dışarıda olan tipleri vardır. Kemoterapi ilaçları kana karıştıktan sonra hızla çoğalan kanser hücrelerinin içine girerler. Kanser hücresinin büyüme ve çoğalmasını engeller ve sonunda yok olmasını sağlarlar. Kanser ilaçları, kanser hücreleri dışında hızla çoğalan, sindirim sistemi hücreleri, kemik iliği, saç kökleri gibi diğer hücreleri de etkiler ve bazı yan etkileri de görülür. (http://www.saglik-info.com /hastaokulu ).

I.5. Hemofili

Hemofili; kalıtımla gecen bir kan hastalığıdır. Öztürk ve arkadaşlarına (2005) göre hemofili; kanayan veya zedelenen dokularda gelişmesi gereken fibrin tıkaçlarının oluşumu için gerekli olan pıhtılaşma faktörlerinden faktör VIII veya faktör IX’ un kanda eksikliği veya işlev kusuru sonucu ortaya çıkan vücudun çeşitli yerlerinde kanamaya neden olan kalıtsal bir kan hastalığıdır.

I.5.1. Hemofilinin Nedenleri

Yalnızca erkeklerde görülen ve durdurulması güç, ağır kalıtsal bir hastalıktır. Hemofili, X eşey kromozomu üzerinde çekinik bir bozuk genin (kırmızı daire) varlığına bağlıdır ve bununla sonraki kuşaklara aktarılır. Bozuk genin her iki X kromozomunda da bulunması, hastalığın bayanlarda da ortaya çıkmasına yol açar. Ama bu durumda hasta ya ölü doğar ya da doğumdan kısa bir süre sonra ölür. Bayanlar hiçbir hemofili belirtisi göstermeden yalnızca taşıyıcı olarak yaşamlarım sürdürürler. Erkeklerde hastalık hemofiliden sorumlu, bozuk geni taşıyan X kromozomunun bulunmasıyla ortaya çıkar (Keklikoğlu, 2005).

 Taşıyıcı anne ve sağlıklı babadan doğacak erkek çocukların hasta, kız çocukların taşıyıcı olma olasılığı %50'dir. Hemofilili baba ve sağlıklı anneden doğacak erkek çocukların hepsi sağlıklı, kızların hepsi taşıyıcıdır. Kalıtsal bir hastalık olan hemofili kanamayla ortaya çıkan hastalıkların belki de bilinen en eski örneğidir (www.genetik bilimi.com/gen /hemofili.htm - 22k).

 Hemofilinin, aynı ailenin birbirini izleyen kuşaklarında çok daha sık olarak görülmesi, kalıtsal özelliğinin fark edilmesini sağlamıştır. Hastalığın erkeklerde görülmekle birlikte sonraki kuşaklara kadınlar tarafından taşındığını belgeleyen tarihsel bir örnek olarak İngiltere kraliçesi Victoria verilebilir. Bu kraliçenin soyağacı incelendiğinde, hastalığı birçok Avrupa kraliyet ailesine taşıdığı görülür (Akarsu ve arkadaşları, 2005).

I.5.2. Hemofilide Tanılama ve Tanılamada Kullanılan Yöntemler

 Hemofili, kanın pıhtılaşmasının yetersiz olduğu doğumsal bir kan hastalığıdır, bulaşıcı değildir. Herhangi bir kanser tipi değildir. Ancak nesilden nesile geçen kalıtsal bir kan hastalığıdır( www.med.ege.edu.tr/~hemofili).

Öztürk’e (2005) göre hemofili Kanın pıhtılaşmasının yetersiz olmasının nedeni, pıhtılaşma fonksiyonu için mutlak gerekli olan faktör VIII adlı proteinin kanda eksik olmasıdır. Yani hemofili hastası çocuklar, doğumdan itibaren kanlarında faktör VIII adlı proteinleri eksik olarak hayatlarını devam ettirirler. Bu eksiklik, kalıtsal yani kromozomlar yoluyla çocuğa geçmektedir. Ancak ailenin ilk hasta bireyi çocuğunuz olabilir. Mutlaka dayısının hemofili hastası olması gerekmez. Faktör 8 adlı proteinin yetersizliği her hastada farklı boyutlardadır. Söz konusu protein yok denecek kadar az ise "ağır hemofili" denilen durum söz konusudur. Hastalığın ağırlık derecesine göre ortaya çıkan kanama bulgularının şiddeti ve ortaya çıkış zamanı farklı olduğundan farklı zamanlarda tanı konabilmektedir. Hastanın doktora götürülmesine neden olan "kanama bulguları" ağır hastalarda bile bebekliğin geç döneminde karşımıza çıkabildiğinden "ağır hemofili hastası" tanısı 1–2 yaşlarına kadar gecikebilmektedir (www.turkhemoder.org/ - 32k).

Türkiye’de dört bin Hemofili hastası vardır ve her yıl bu sayıya yüz kişi daha eklenmektedir (http://www.saglik-info.com/hastaokulu/von_willebrand.asp#2.).

Söz konusu pıhtılaşma testlerinin oldukça hassas laboratuar testleri olduğundan herhangi bir laboratuarda değil deneyimli kişiler tarafından ya da konuda tecrübe kazanmış sağlık kuruluşlarında yapılması önemle tavsiye edilir. Elde edilen sonucun mutlaka bir kez daha tekrar edilerek sonuçtan emin olunması gerekir (www.egehemoder.org/120k).

I.5.3 Hemofilinin Tedavisinde Kullanılan Yöntemler

Hemofili tedavisi üç ana bölümde ele alınmaktadır. Bunlar; 1- Kanamaların Tedavisi 2- Komplikasyonların Tedavisi 3- Gen Tedavisidir. Aşağıda bunlar ile ilgili bilgiler sunulacaktır.

I.5.3.a. Kanamanın Tedavisi

Kanamanın durdurulması için eksik olan faktörün verilmesi gerekir. Bu işlemde verilecek olan ilacın (faktörün) miktarı kanamanın yeri ve şiddetine göre ayarlanır (http://www.saglikinfo.com/hastaokulu/von_willebrand.asp#6 ).

I.5.3.b. Komplikasyonların Tedavisi

 Eklem hastalığı (hemartroz) geliştiğinde tedavi olarak faktör verilir. Önce istirahat, daha sonra fizik tedavi ve hareket verilir. Sorun kronikleşirse cerrahi veya radyoaktif ilaçlarla ya da cerrahi müdahale ile eklem içi tamir edilir (http://www.saglikinfo. com/hastaokulu/von_willebrand.asp#6 ).

I.5.3.c. Gen Tedavisi

 Hasta genin taşıyıcı bir virüsle hemofili hastasına nakledilmesidir. Bugün için henüz yaygın kullanım söz konusu değildir. İlk uygulamalar gelecek vaat etmekle beraber her hastaya kullanımı için birkaç seneye daha gereksinim vardır (http://www.saglikinfo.com/ hastaokulu/von_willebrand.asp#6 ). 

I.6. Epilepsi

Sarı’ya (2005) göre epilepsi, küçük ya da büyük nöbetlere neden olan beyin fonksiyonlarının düzensizliğidir. Bu sözcük halk arasında ‘sara’ adıyla tanınır. Turanlı’ya (2005) göre, epilepsinin tanımı; Beyin hücreleri de bilgisayar parçaları gibi birbirleri ile bağlantılıdır ve haberleşmek için küçük elektriksel uyaranlar kullanırlar. Bazen beyinde normal olmayan bir elektriksel aktivite oluşur ve bu olay çocuğun nöbet geçirmesine neden olur şeklinde tanımlanmıştır.

I.6.1. Epilepsinin Nedenleri

Hollanda Ulusal Epilepsi Fonuna (Nationaal Epilepsie Fonds) (2005)’e göre çocuklarda epilepsiye yol açan nedenler şöyle sıralanabilir.

1.        Hamilelik sırasında bir enfeksiyon veya hastalık, doğum esnasındaki oksijen yetersizliği epilepsiye neden olabilir.

2.        Menenjit gibi ciddi bir hastalık veya kaza sonucunda beyinde meydana gelen bir hasar da epilepsiye neden olabilmektedir.

3.        Beyinde oluşabilecek selim veya habis bir tümör epilepsiye neden olabilmektedir.

4.        Epilepside kalıtımın rol oynaya bileceği konusunda birçok görüş olmasına rağmen bu görüş kesin değildir.

5.        Annenin hamilelik esnasında alkol ve sigara kullanımı epilepsi nedenleri arasında yer alır.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !